THE REVENANT (DİRİLİŞ) FİLM İNCELEMESİ

782
0
PAYLAŞ

070755

Altın küreyi elde eden , tam 10 iki dalda Oscar adaylığı olan en çok film ödülünün en güçlü adaylarından bir tanesi olarak gösteriliyor. Novel of Revenge isimli romandan uyarlanan filmin yönetmenliğini geçen yıl Oscar’ı kucaklayan Alejandro G. ıñárritu üstleniyor. Başrolde ise bu sefer şeytanın bacağını kırıp Oscar’ı alabilecek mi tartışmalarıyla sosyal medyada çokça yer saha Leonardo DiCaprio var.
Kürk avcılığı oluşturan gruba kılavuzluk eden Glass (DiCaprio) kampa saldıran Kızılderililerden kaçarken bir ayının saldırısına uğrayıp ağır yaralanır. Glass’ın onu ölüme terk eden Fitzgerald’dan(Tom Hardy) intikamını almak için hayatta kalmaya çalışmasını söz eden film, yıllardır bu konuda pek çok aşırı film seyrettiğimiz düşünülürse pek öyle komplike, orijinal bir hikayeye sahip değil. aynı şeyi (Oscar adaylığı almış olsa da) filmin senaryosu için de söylemek mümkün gerçekte.

Film senaryosunu güçlendirmek adına olayın yaşandığı çağın koşullarıyla pek ilgilenmediği gibi Kızılderililere, onların beyazlarla mücadelesine ya da Kızılderili kız hakkındaki öyküye şöyle bir değinip geçiyor. Son on beş dakikasında yer bulan ve filmin sonunda söylenen tek bir cümleyle bağlanan (ki o da son derece klişe) intikam alma olayı da doğrusu pek tatmin edici değil. Diriliş temel şekilde baş karakterinin yaşamda kalma savaşına odaklanırken intikam sırf onun azmine sebep oluşturmak üzere yazılmış bir yan öykücük benzeri. Ne filmi yükseltecek bir gerilim yada sürpriz ne de üzerinde kafa yoracak bir söylem oluşturabiliyor. Film amacını insanın azmine, tabiat karşısındaki mücadelesine vurgu yapmak şekilde belirliyor. çünkü bıkıp usanmadan karakterinin o bembeyaz, acımasız coğrafyadaki yalnızlığının altını çiziyor.

Bazı sahnelerde sessizlikte yalnızca Glass’ın nefes alıp verme seslerini duyuyoruz mesela. Yönetmen sanki onun yalnızlığı bozmamak için müzik kullanımını bile en alt düzeyde tutuyor ve doğa görüntülerini o ıssızlığı, çaresizliği vurgulamak adına son derece iyi kullanıyor. Görüntü yönetimi gerçekten de üst düzey ve seyirciye uzun yıllar akıldan çıkmayacak büyük bir incelikle tasarlanmış kareler armağan ediyor. tabii bu epik anlatım yer yer filmi yavaşlatıyor. belirgin ki yönetmen tempoyu düşürmeyi ve sıkıcı olma sınırına yaklaşmayı göze alarak seyirci de aynı kahramanı bunun gibi intikam için sabırsızlanırken ona ulaşamamanın acısını çeksin, çaresizliği hissetsin istiyor. örneğin aksiyon potansiyali olan Kızılderililer tarafından kovalandığı sahneyi çok aşırı kısa verirken bu nedenle Glass’ın başına gelenleri uzun uzun harika görüntüler eşliğinde anlatmayı seçiyor.
Hikayeye baktığı nokta düşünüldüğünde yönetmenin benzer bir tercihi karakterler için de kullandığı söylenebilir. Glass’ı karakterini oynamanın Di Caprio için (yahut başka herhangi bir aktör için) bir hayli zorlayıcı olduğunu bir gerçek. sebebiyse nerdeyse hiç repliği olmayan Di Caprio filmin büyük kısmında tek başına karın arasında sürünüyor. O soğuk suların arasında çekilen sahnelerin ne kadar çileli olabileceğini tahmin etmek hiç zor değil. Di Caprio’nun oyunculuğuna ya da Oscar almasına itirazımız da bulunmamaktadır. ama oynadığı rolün yazılış türü tam olarak yaşamda kalma mücadelesine odaklandığından Glass’ın kim olduğuna dair pek fazla detaya sahip olamıyoruz. ara sıra yaşadığı sanrılar yada flashbackler bile role bir derinlik sağlamıyor ne yazık ki. Kızılderili kızla karşılaştığında mesela onu kurtaracak mı, yoksa atı alıp kaçacak mı hiç bir fikrimiz bulunmamaktadır.

Tek bildiğimiz onun çektiği acı ve hayatta kalma inadı. Sanki ıñárritu öyküsünü anlatmaya soyunduğu karakteri detaylandırmaya ayırmadığı zamanı kamera hareketlerine, vahşi tabiat güzellemesine ve bu vahşi doğada hayatta kalma derslerine ayırıyor.. işte bu tercihlerin tümü bir noktadan sonra kanımca filme karşı işliyor ve Glass ile özdeşleşmemizi hikayesini sahiplenmemizi engelliyor.. Bu bağlamda aynı bir yaşamda kalma ve intikam öyküsünü karakteri üstünden söz eden 1972 yapımı Sydney Pollack filmi Jeremiah Johnson’un aklımıza düşmesine engel olamıyoruz.
başka oyunculuklara gelince, perdede daha kısa süre görünmesine rağmen senaryoda da daha çok detaylandırılmış Fitzgerald karakterinde Tom Hardy son derece başarılı. ödülü alır mı bilinmez fakat ekmeğini taştan çıkartarak adaylığı adalet ediyor. Domhnall Gleeson’un elinde ise potansiyelini ortaya koyacak bir zaman ve materyal bulunmaz ne yazık ki..
netice olarak Relevant son derece güzel görüntülerin üzerine bir adamın hayatta kalma mücadelesini ve intikam öyküsünü yazarken özgün yahut derinlikli değilse de etkileyici olmayı başarıyor. Benim Oscarlarım görüntü yönetimi ve belki azami destekçi erkek oyuncuya.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK